BREEZE

  • 4/6/2006 - bir sevmelik canım kaldı
  • Kategori: siirler

    Bir Sevmelik Canım Kaldı

    merhaba,
    sıcak bir merhaba önce
    geciktim
    uzak yollardan geldim
    bavulumda kanayan aşk yaraları
    yol yorgunuyum da üstelik
    kendime gelmeye çalışıyordum
    bilmeden sana geldim

    seni biryerlerden ısırıyor gözlerim
    bu aşinalığı ruhlarımızın
    miras kalmış olabilirmi
    ruhlar alemindeki sevişmelerden
    ellerini yadırgamadı ellerim
    gözlerim kalbine değmiş sanki
    biryerlerde
    ellerimle koymuş gibi buldum
    sıcaklığını teninin

    yakınlık dediysem
    çözme hemen bağcıklarını yüreğinin
    oturup içelim önce
    birbirimizi
    bir kahve fincanında
    önce bir yere yerleşmeliyim
    dedim ya
    yol yorgunuyum
    yaralarımda bavul kanamaları

    şimdi açılalım birbirimize
    yüzme biliyorsan
    boğulmasın biri diğerinde
    kaç kulaç attığımızı hesaplamadan
    bırakalım kendimizi aşk denizine

    ne terazi, ne metre yaramaz burda işine
    bana kaç adım geldiğini saymadan
    gözlerini kapatıp yürüyeceksin
    yüreğine yatırım yapacaksan
    beni değil, kalbine kuleler dikeceksin

    çünkü aşka hesap işlemez
    bir bedene iki can sığdırma çabası bu
    ben karlar aldındayken sen üşüyeceksin
    bir dikene bastığında benden ah işiteceksin
    köklerim sende filizlenecek
    ben yanacağım, sen tüteceksin

    ne diyordun
    kuyumcu terazisi,
    metre,
    üç adım

    diyorum ki,
    iki okyanus gibi yürüsek birbirimize
    karışsak sonra
    hesapsız, kitapsız
    matematige dökmeden işi
    bir savaşma değil bu nihayetinde
    bir sevişme
    belkide bir nebze ruhları değişme
    kazananı kaybedeni yok
    yeneni yenileni
    bir bir berabere kalacağız sonuçta
    yorma kendini
    çıkacak çivisi aşkın daha çakılmadan

    kuyumcu terazisi,
    metre,
    beş adım,
    diyorsun

    diyorum ki,
    mantığınla sevme beni
    ölçülmez aşkın boyu eni,
    hele kantara hiç vurma
    kasap gibi
    hiçbir çengele gelemem ben
    kelepçelerini çöz sevmelerinin
    bir eskiciye sat terazini

    kuyumcu terazisi,
    metre,
    on adım
    diyorsun


    sen trende seyahatten yanasın
    güzergah ve durakları belli
    oysa bir deli tay koşar içimde
    dörnala
    tutuşmuşsam ellerine sevgilinin
    her yanım yangın yeri
    cehennemine ateş olurum
    cennetine mavi bir deniz
    uğraşma, anlayamazsın hislerimi
    bir sevmelik canım kalmış zaten
    bırak, harcama beni

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/6/2006 - motorsiklet kazası
  • Kategori: hikayeler

    BiR KiZ ve BiR DeLiKaNLi , BiR MotoRSiKLetiN üZeRiNDe 180 Km. HiZLa GiDiyoRLaR

    Ve aRaLaRiNdA söyLe BiR KonuSMa geÇiyoR ;
    KiZ : LütfeN yavaSLa, KoRKuyoRuM
    DeLiKaNLi : HayiR , Bak Ne kaDaR egLeCeLi
    KiZ : LütfeN , LütfeN ÇoK KoRKuyoRuM
    DeLiKaNLi : PeKi , BeNi SevdigiNi SöyLe
    KiZ : SeNi ÇoK SeviyoRuM , LütfeN yavaSLa
    DeLiKaNLi : SiMDi de BaNa SiKiCa SaRiL
    KiZ DeLiKaNLiya SiKiCa SaRiLiR
    DeLiKaNLi :
    kaskımı
    aLip , KeNDiNe taKaRMiSiN? BaSiMi çoK Sıktı.
    eRteSi güN GaZeteLeRDe söyLe biR HaBeR ÇikaR ;


    MotoRSiKLet KaZaSi ..
    MotoRSiKLet , fReN KaZaSi NedeNiyLe BiR BiNaya çaRPti.
    üZeRiNDeKi 2 KiSiDeN BiRi kuRTuLDu.
    geRÇeK iSe söyLediR:

    yoLuN yaRiSiNDa DeLiKaNLi fReNLeRiN BoZuLDuguNu aNLaMiS faKat BuNu KiZa BeLLi etMek iSteMeMiSti
    BuNuN yeRiNe KiZDaN KeNDiSiNi SevdigiNi SöyLeMeSiNi iSteMiS

    ve
    KeNdiSiNe Son DeFa SaRiLMaSiNi iSteMiSti.
    SonRa da KeNDi öLüMü
    PaHaSiNa kiZiN BaSLigi taKMaSiNi ve hayatta KaLMaSiNi SagLaMisti

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/6/2006 - iki seçeneğiniz var
  • Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.

    Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.

    Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..

    “Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu...

    Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,

    Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.

    Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni... Bir gün Jerry’ye gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun...

    Nasıl başarıyorsun bunu?

    Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.

    Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.

    Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.

    Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..

    Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.

    Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?

    Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.

    Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kötü olmasını seçersin...

    Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..

    Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.

    Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler...

    Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

    Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.

    Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi

    Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.

    Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..

    Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.

    Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..

    Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.

    Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.

    Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..

    Ne yaptın? diye merakla sordum..

    Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..

    Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..

    Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..

    Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.

    Otopsi yapar gibi değil..

    Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.

    Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..

    Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..

    Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:

    1. Unutup gitmek.
    2. Kesip saklamak, fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..

    Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/6/2006 - ateşle su
  • Kategori: hikayeler

    Ileri derecede hasta iki adam ayni hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izinveriliyordu,cigerlerindeki suyun
    süzülmesi için. Bu hastanin yatagi odadaki tek pencerenin tam yanindaydi.
    Diger hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı. Bu iki hasta
    saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini,
    askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatirlardi
    birbirlerine. Pencerenin yanindaki hasta, her öğleden sonra oturmasina izin verdikleri saati diger hastaya pencereden gorebildiklerini anlatarak geciriyordu. Diger hasta hep bir sonraki gunu iple cekmeye basladi, dışarıdaki
    renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

    Pencere, icinde
    cok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yuzerken cocuklar model bot'larini suda yuzduruyorlardi. Genc
    asiklar, gokkusaginin tum renklerindeki ciceklerin arasinda kol kola dolasiyorlardi. Ulu agaclar etrafi susluyor, uzaktan
    Sehrin silueti gorunebiliyordu. Pencere kenarindaki adam bunlari muhtesem bir detayla anlatirken, odanin
    diger ucunda yatan adam gozlerini kapar ve bu muhtesem manzarayi hayalinde canlandirirdi. Sicak bir ogleden sonra, pencerenin yanindaki adam gecmekte olan bir senlik alayini tarif etti.

    Diger adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandirabiliyordu, pencere kenarindaki adamin tasviriyle. Gunler ve haftalar gecti.
    Bir sabah banyo yaptirmak icin su getiren gunduzcu hemsirE pencere kenarinda yatan hastanin cansiz bedeniniyle karsilasti:
    uykusunda, huzur icinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane gorevlilerini cesedi disari tasimalari icin çagirdi.
    ygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez, diger hasta pencerenin kenarindaki yataga tasinmasinin mumkun olup olamayacagini sordu. Hemsire
    memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanin rahat
    oldugundan emin olduktan sonra onu yalniz birakti. Yavasca, duydugu aciya aldirmadan, bir dirseğine yaslanarak disaridaki dunyaya bakmak uzere yatagindan dogruldu adam. Sonunda, disariyi kendi gozleriyle
    gorme zevkini yasayabilecekti. Pencereden disari bakabilmek icin yavasca donmeye zorladi kendisini. Pencere, boş bir duvara bakiyordu.
    Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin disinda gorunen harika seylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabilecegini sordu. Hemsirenin cevabı, ölen adamin kör oldugu ve pencerenin onundeki duvarı görmediğiydi. "Sanirim seni cesaretlendirmek istedi" dedi.

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/6/2006 - bebeğin yarım kalmış günlüğünden
  • Kategori: hikayeler

    5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

    Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

    19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

    23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

    27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

    2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

    12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

    20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

    25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

    10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

    13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

    24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

    28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

    Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa